“El elin eşeğini türkü çağırarak çağırır” atasözüyle anlatılmak istenen, insanların bir başkasının sıkıntısına kendi başına gelmiş gibi yaklaşmadığıdır. Birisinin kaybolan eşeğini aramak için türkü mırıldanarak gevşekçe dolaşmak, o derdin o kişiye ait olmadığının en çarpıcı göstergesidir.
Bu atasözü, başkasının ağır bir yükünü sanki önemsiz bir şeymiş gibi ele alan, kolayca “halledersin” deyip geçen kişiler için kullanılır. İnsanın kendi derdi söz konusu olduğunda içine düştüğü kaygı ve telaş, aynı sorun bir yakınının başına geldiğinde yerini çoğu zaman sıradan bir ilgiye bırakır. Atasözü bu gerçeği hafifçe ama keskin biçimde hatırlatır.
Atasözündeki mecaz çok güçlüdür: kendi eşeğini kaybeden insan koşar, bağırır, paniğe kapılır; ama komşusunun eşeğini ararken aynı kişi türkü söyleyerek yürür. Bu imge, her insanın öncelikle kendi acısını derinden hissettiği; başkasının acısının ise kolayca hafife alınabildiği gerçeğini yalın bir sahneyle gözler önüne serer.
El elin eşeğini türkü çağırarak çağırır atasözü için örnek kullanım:
Elif haftalar önce geçirdiği trafik kazasından hâlâ toparlanamamıştı; sırtındaki ağrı dinmiyordu. Komşusu ise “Ah öyle mi, geçer, genç kızsın sen” deyip konuyu değiştirdi. Elif içinden “El elin eşeğini türkü çağırarak çağırır” diye düşündü; kimse kendi derdi olmayınca bu kadar rahat konuşabiliyordu.