“Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir” atasözü, gerçek bilgi ve deneyimin yalnızca yaşla değil, farklı yerleri görmek, farklı insanlarla bir arada olmak ve yeni koşullarla yüzleşmekle kazanıldığını anlatır.
Bu atasözü, seyahatin ve yeni ortamlara açılmanın insanı ne denli olgunlaştırdığını vurgular. Uzun yıllar aynı çevrede, aynı alışkanlıklarla yaşayan biri tüm o zamanı geçirmiş olsa da dünyaya dar bir pencereden bakıyor olabilir. Oysa farklı kültürleri, coğrafyaları ve yaşam biçimlerini tanıyan biri, daha geniş bir bakış açısı ve derin bir kavrayış kazanır.
Gündelik hayatta bu söz, özellikle yaşlılığın değil gezginliğin bilgelik getirdiğinin vurgulanmak istendiği anlarda dile getirilir. Genç ama dünyayı dolaşmış birine hayranlık duyulduğu ya da yerinde saymış yaşlı birine nazik bir uyarı yapılmak istendiği durumlarda bu atasözü kendiliğinden akla gelir.
Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir atasözü için örnek kullanım:
Kerem, henüz otuz yaşındayken Asya, Afrika ve Güney Amerika’yı tek başına gezmiş, onlarca farklı insanla çalışmıştı. Köyde yetmiş yıl geçirmiş yaşlı komşu Nuri Amca ise bazı konularda şaşırıp kalıyordu. Kerem’in sohbette ortaya koyduğu olgun bakış açısını gören annesi, “Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir,” diyerek gülümsedi.