Yediği önünde yemediği arkasında deyimi, her şeyin bol bol mevcut olduğu, hiçbir şeyden eksik kalmayan, varlıklı ve müreffeh bir hayat süren kimseleri anlatmak için kullanılır. Bu ifade, kişinin sahip olduğu bolluğun o denli büyük olduğunu, önündekini bitiremeden arkasında çok daha fazlasının birikmekte olduğunu mecazi bir biçimde gözler önüne serer.
Deyim çoğunlukla maddi açıdan rahat, geçim derdi tanımayan, bereketli bir yaşam içindeki insanlar için dile getirilir. Konuşmacı bu sözü kimi zaman hayranlıkla, kimi zaman hafif bir kıskançlıkla söyler; asıl amacı karşısındaki kişinin ne kadar şanslı bir konumda bulunduğunu vurgulamaktır.
Günlük hayatta komşusunun ya da tanıdığının bolluk içindeki yaşamına şaşıran biri bu deyime başvurabilir. Zaman zaman, sahip olduğunun kıymetini bilmeden şikâyet eden biri için de ince bir eleştiri tonu taşıyabilir.
Yediği önünde yemediği arkasında deyiminin örnek kullanımı:
Elif teyzenin bahçesinde bu yıl o kadar çok domates yetişti ki sepetler kapıya sığmıyor; mahalleli ‘Yediği önünde yemediği arkasında, ne şanslı kadın’ diye fısıldaşıyor birbirine. Komşulara dağıtmasına rağmen ürünler bitmek bilmiyor.